gap başlık
izgi-otel-yeniii-2

logo

Vaatler Memleketinde İnsan Açlıktan Ölür…


Emine Arık TUNCER
eminetncr@gmail.com

Ülkemiz 1 Kasım seçimlerine tam gaz giderken. Ortadoğu’da ve ülkemizde çatışmalar ve ölümler aynı hızla devam etmekte.

Bu zor süreçte yapılacak olan seçimler ülkemiz için olduğu kadar Ortadoğu içinde önem taşıyor, zira Türkiye mazlumların son kalesi ve sığınağıdır.

Vaatler memleketinde insan açlıktan ölür..

Tüm siyasi partilerimiz secim beyannamelerini açıkladı. Açıklanan beyannamelerde arka arkaya sıralanan vaatler, vaatler bir şeyler vaat etmek zorundalar zaten, ama ne vaat ettikleri ve vaat edilenlerin ne kadar gerçekçi olduğu önemli…

Hele ki içinde bulunduğumuz bu kritik süreçte, açlıktan öte ülke güvenliğini tehdit eden, içerde ve dışarıda birçok unsur mevcut iken,  en önemli gündemleri birlik beraberlik ve ülke güvenliğini korumaya yönelik söylemler olmalı.

Sevindirici olan söylemlerin bir çoğunun bu mihvalde olması LAKİN, asıl önemli olan bu söylemlerin sloganlardan ibaret olmayıp samimi ve inandırıcı söylemler olması gerekliliğidir.

“Yapmamız gereken; her şeyi eski sadeliğine döndürmektir, böylece bozulan düzenimiz yeniden kurulacaktır” der bir Kızılderili atasözü.

Ak Parti vesayetçi Kemalist yapıyı demokratik, milli ve yerli bir iktidara sadeleştirerek başarıyla dönüştürdü.

Sürekli bir değişim içinde olduğu halde,  hiç hissettirmeden siyaset sanatını başarılı bir şekilde icra etmeye de devam ediyor.

Uzun yıllar iktidarda olmasının sırrı belki de budur. Türkiye, Ak Parti döneminde uluslararası arenada zoru başararak etkin bir aktör olmayı başardı.

Şimdi tüm siyasi partilerimiz ve insanlarımız tüm ideoloji ve kimlikleri bir kenara koyup düşünmeyi başarabilirse, geriye sadece ülkemiz ve ülkemizin insanları kaldığını görebiliriz.

Ortak olduğumuz toprak, ortak kaderimiz ve ortak sevinç ve üzüntülerimiz,  işte  yerli ve milli olmanın  temeli..

Cumhurbaşkanımız             “barış için savaşa her an hazırlıklı olmalıyız” ..sözü ile içinde bulunduğumuz kritik sürece dikkat çekmektedir.

Bu süreçte iktidara olan muhalefet etme güdüsü ülkenin menfaatinin önüne geçmesi durumunda bu tarihi hatayı ne halk ne de tarih affeder.

Güçlü devletlerin iki önemli özelliği vardır.

İlki; içte aidiyetin ve birliktelik duygusunun güçlü olması; ikincisi ise uluslararası arenada kendi milli menfaatlerine uygun koalisyon ilişkileri içinde olmasıdır, aslolanda budur.

İktidarın her yaptığını onaylamak zorunda değiliz. Katılmadığımız durumlarda olabilir, ama unutmamalıyız ki!! patronun kim olduğu gerçeğini değiştirmez..

Masum ve sivil insanların ölümüne ülke ekonomisinin çökertilmesine, halkın kutuplaştırılarak ayrıştırılmasına hiçbir özgürlük ve hak arayışı gerekçe olamaz.

Küresel güçlere karşı en güçlü silahımız,  Kürt, Türk, Laz ve Çerkez bir arada yaşıyor olmamız.

Bir birinden kız almış kız vermiş akraba olmuş et ve tırnak misali ayrılmaz olmamızdır.

Ayrıştırıcı değil, ortak kaderimiz hissini pekiştirecek kuşatıcı bir dile ihtiyaç var.

Ülkemize ve bölgemize yeniden barışın gelmesi için, ortak çıkarlarımız için, bu dili milletçe geliştirmeliyiz…

 

Emine Arık TUNCER

eminetncr@gmail.com

Share
1423 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • ANADOLUDA TEK YÜREK OLMUŞ EVLATLAR…

    16 Ekim 2019 Yazar Makaleleri

    Küresel sistemin baş yapıcıları, Genelde Mezopotamya coğrafyasında özelde ise Suriye’de oluşturmaya çalıştıkları tehlikeli projelerle kendilerine kalıcı bir alan oluşturmaya çalışırken, Ülkemizi de güvenlik sorunlarıyla karşı karşıya bırakabilecek bir süreci olgunlaştırma peşindedirler. Anlaşıldığı kadarıyla küresel sistemin baş yapıcıları amaçlarının sonucuna toplumun kardeşlik bağının ve kültürel değerlerinin parçalanması ile ulaşabileceklerini öngörmüşlerdir. Yaşadığımız toprakların asli kurucuları arasında en önde yer alan ve kurtuluş...
  • BATMAN’DA SİYASİ ACEMİLİK VE BÜROKRASİ…

    10 Ekim 2019 Yazar Makaleleri

    Millete hizmet etmek üzere atanan bürokratları eleştirmemiz gerekiyorsa vicdan hukuku çerçevesine dikkat ederek ve doğruları yerine koyarak eleştirmeliyiz. Eleştiriler, insani ve ahlaki kurallar çizgisinde yapıldığında ve sınırları saygı ile örüldüğünde elbette ki toplumun istifade edebileceği genel bir davranış halini alır. Hatta eleştiriler vicdan çizgisinin istikametine uyularak sırf bir hatayı bertaraf etmek için yapılıyorsa belki de dua nispetindedir. Ancak sırf siyasilerle farklı çalışma kültürüne sahip olunduğu için ya da fikir ...
  • ANALARI KİM AĞLATIYOR?

    10 Ekim 2019 Yazar Makaleleri

    Suriye’ye yapılacak bir operasyondan önce yazmayı düşündüğüm bu yazıyı, içinde bulunduğum şartların verdiği yorgunluk ve biraz da tembellikten olacak ki ancak kaleme alabildim. Evet, anaları kim ağlatıyor? Herkes “Analar ağlamasın” diyor” ama hiç kimse, anaların ağlatılmasında kendilerinin veya desteklediklerinin ne kadar payı olduğunu hiç sorgulamıyor. İlginçtir ki en çok da “Analar ağlamasın” diyen bazıları, en çok anaları ağlatmaktadırlar. Ayrıştırıcı ve kavgacı dil kullanan siyasilerin, Anaların ağlatılmasında büyük payları var. Si...
  • ANLAMSAL DOLGUNLUK..

    08 Ekim 2019 Yazar Makaleleri

    Bir şeyi kırk kez söylediğimizde dilediğimiz o şey gerçekten de olur mu? Bizi koşullu şartlanmaya götüren kişisel telkinimiz bir yana dursun, bir kavrama sürekli odaklandığımızda o kavramın anlamını anlık olarak yitirmemiz olası. Bir şeyi kırk kez söylediğimizde, bilgisayarda yazı yazarken bir sözcüğe uzun süreli takılıp kaldığımızda ya da “burada şu sözcük kullanılsa anlam bütünlüğünü daha iyi sağlar,” düşüncesine daldığımız sırada gerçekleşen bu bilişsel olgu anlamsal doygunluk olarak tanımlanıyor. Şöyle düşünelim, odaya girdik, içeride alışı...