gap başlık
izgi-otel-yeniii-2

logo

Şehr-i Ramazan…


Hikmet Bahşi
hikmetbahsi@gmail.com

Râbbimize hamd û senâlar olsun ki tekrar Şehr-ı Ramazan’a ulaştırdı. Ramazan; Allah’a bağlılığın, yeniden dirilişin, nefsin terbiyesi, aciziyetin itirafı, ruhun tezkiyesidir.

O ”Ramazan ayı ki; İnsanlar için hidayet olan, doğru yolu, hak ile batılı birbirinden ayıran, apaçık belgeleri kapsayan Kur’an onda indirilmiştir”(1)

Allah:”“Biz onu (Kuranı) Kadir Gecesi indirdik. Kadir Gecesi bin aydan hayırlıdır. Meleklerle Ruh o gece Rabblerinin izniyle her iş için iner de iner. Tam bir esenliktir o gece, tâ tan yeri ağarıncaya kadar.”(2) Leyle kadr’in ramazan ayında olduğunu ve bin aydan daha hayırlı olduğunu bildirir.

”Şu mübarek Şehr-i Ramazan, Leyle-i Kadr’i ihata ettiği için, kendisi de ömür içinde bir leyle-i kadirdir ki, muvaffak olanın ömrüne bin ömür katar. Dakikası bir gündür. Saati iki ay, günü birkaç sene hükmünde bir ömr-ü bâkidir.”(3)

O Rabbimiz ki; bizleri İslam’a tabi, elimize hakikati ala olan Kitab i mukaddes Kuran’ı, Âlemlere rahmet olan Muhammed Mustafa aleyhussalatu vesselama ümmet eyledi.

O ”Şübhesiz ki Allah, adâleti, iyiliği ve akrabâya muhtaç oldukları şeyleri vermeyi emreder; fuhşiyâttan, kötülükten ve azgınlıktan da men’ eder. İbret alasınız diye size Allah, böyle nasîhat eder.”(4)

O İslam ki; Zorbalığa karşı direnişi, haksızlığa karşı adaleti ve hakkı, din adına insana yapılan zülumata, insanlığa karşı işlenen suçlara, sapkınlığa karşı durmaya, insanın insana kul olmasına dur dedi, yalnızca Allah’a abd olmayı emretti. .

İslam ki; sapkınlıktan, azgınlıktan, taşkınlıktan, hırsızlıktan, alçalmaktan, ırkçılıktan, putçuluktan, cehaletten, taklitten, düşüncesizlikten, yıkıcılıktan, ümitsizlikten, yalandan, düşmanlıktan koruyan tüm dinleri ihtiva eden insanları sahil selamete çıkaran bir din’dir.

Bu dinimiz İslam ki; Allah’a iman, itaat ve ibadet ile birlikte kötü şeylerden neyh eder, ameli Salih işlemeyi emreder, hakkı ve sabrı tavsiye eder, insanların Dünya ve ahiret saadetini huzur ve mutluluğunu vadeder.

Günahların gökten yağmur gibi yağdığı bu zaman da bizlerde bu asrın insanları tıpkı cahiliye dönemi gibi geçen yıllar bizlerin saflığını, masumiyetini alıp götürüyor.. Nefis kahrolası şeytanla bir olup başımıza nice dertler, belalar başımıza açtı açıyor, cehenneme göndermek için envai çeşit desise ve oyun oynuyor.

Âdemoğullarından birini daha aldatan Şeytan yeni zaferini kutluyor. Dünya denilen bataklık insanı içine çektikçe çekiyor, adeta yutuyor. İnsanları, bizleri gırtlağına kadar günaha bulaşmış zavallılık içerisinde ne dünyada yüzümüz gülüyor, ne de ahirete dair bir ümidimiz kalıyor.

İşte bu sıkıntı ve günahlardan kurtulmanın çaresi, tövbe ve istiğfar ile birlikte Kur’anın kal’asına sığınmak rabbe itaat ve taat ile helal dairesinde yaşamak, haramdan kaçınmak, ameli Salih işlemek, ibadetlerimizle rabbimize iman ile imbisat etmektir.

Kuranı kerimde Allah tövbe kapısının açık olduğunu ölüm kapıya dayanmadan tövbe ve istiğfarımızı istiyor. Allah:”وَهُوَ الَّذِي يَقْبَلُ التَّوْبَةَ عَنْ عِبَادِهِ وَيَعْفُو عَنِ السَّيِّئَاتِ وَيَعْلَمُ مَا تَفْعَلُونَ)9.))-”Kullarının tövbesini kabul eden, kötülükleri affeden ve sizin yaptıklarınızı bilen O’dur.”(5) Allah bizi affetmek için tövbe etmemizi istiyor.

Ve Rahman ve rahim olan Allah bizim yanmamızı istemiyor. Rabbimiz kulunu şeytanın eline bırakmıyor. Rahman olan Allah, ana yurdundan, Cennetten ayrılıp dünya gurbetine düşen kulunun Cennete geri dönmesini istiyor.

Gelin biz de bu Ramazan ayında hayatımızda yepyeni ve tertemiz bir sayfa açalım. Can boğaza gelmeden bütün günahlarımızdan tövbe edelim ve hayata bugün yeniden, yenilenerek yeniden pak temiz, günahlardan içtinap ve ameli Salih Allah’a itaat ve taat ile yeniden başlayalım.

Ramazan orucunuz, dularınız, kabul, günahlarınız aff ola… Rabbim; ameli salih işleyen, günahlardan kaçınan, iman ile Allah’a imbisat eden, Allah’ın muttaki kulları olmayı nasip ede…

Selam ve dua ile…

Kalın sağlıcakla…

Vesselam

Hikmet BAHŞİ…

(1)- Bakara 185. ayet
(2) Kadr suresi
(3)- Barla lahikasi 285 sf
(4)- Nahl-90. ayet
(5) Şura 25.ayet

Share
4810 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • ANADOLUDA TEK YÜREK OLMUŞ EVLATLAR…

    16 Ekim 2019 Yazar Makaleleri

    Küresel sistemin baş yapıcıları, Genelde Mezopotamya coğrafyasında özelde ise Suriye’de oluşturmaya çalıştıkları tehlikeli projelerle kendilerine kalıcı bir alan oluşturmaya çalışırken, Ülkemizi de güvenlik sorunlarıyla karşı karşıya bırakabilecek bir süreci olgunlaştırma peşindedirler. Anlaşıldığı kadarıyla küresel sistemin baş yapıcıları amaçlarının sonucuna toplumun kardeşlik bağının ve kültürel değerlerinin parçalanması ile ulaşabileceklerini öngörmüşlerdir. Yaşadığımız toprakların asli kurucuları arasında en önde yer alan ve kurtuluş...
  • BATMAN’DA SİYASİ ACEMİLİK VE BÜROKRASİ…

    10 Ekim 2019 Yazar Makaleleri

    Millete hizmet etmek üzere atanan bürokratları eleştirmemiz gerekiyorsa vicdan hukuku çerçevesine dikkat ederek ve doğruları yerine koyarak eleştirmeliyiz. Eleştiriler, insani ve ahlaki kurallar çizgisinde yapıldığında ve sınırları saygı ile örüldüğünde elbette ki toplumun istifade edebileceği genel bir davranış halini alır. Hatta eleştiriler vicdan çizgisinin istikametine uyularak sırf bir hatayı bertaraf etmek için yapılıyorsa belki de dua nispetindedir. Ancak sırf siyasilerle farklı çalışma kültürüne sahip olunduğu için ya da fikir ...
  • ANALARI KİM AĞLATIYOR?

    10 Ekim 2019 Yazar Makaleleri

    Suriye’ye yapılacak bir operasyondan önce yazmayı düşündüğüm bu yazıyı, içinde bulunduğum şartların verdiği yorgunluk ve biraz da tembellikten olacak ki ancak kaleme alabildim. Evet, anaları kim ağlatıyor? Herkes “Analar ağlamasın” diyor” ama hiç kimse, anaların ağlatılmasında kendilerinin veya desteklediklerinin ne kadar payı olduğunu hiç sorgulamıyor. İlginçtir ki en çok da “Analar ağlamasın” diyen bazıları, en çok anaları ağlatmaktadırlar. Ayrıştırıcı ve kavgacı dil kullanan siyasilerin, Anaların ağlatılmasında büyük payları var. Si...
  • ANLAMSAL DOLGUNLUK..

    08 Ekim 2019 Yazar Makaleleri

    Bir şeyi kırk kez söylediğimizde dilediğimiz o şey gerçekten de olur mu? Bizi koşullu şartlanmaya götüren kişisel telkinimiz bir yana dursun, bir kavrama sürekli odaklandığımızda o kavramın anlamını anlık olarak yitirmemiz olası. Bir şeyi kırk kez söylediğimizde, bilgisayarda yazı yazarken bir sözcüğe uzun süreli takılıp kaldığımızda ya da “burada şu sözcük kullanılsa anlam bütünlüğünü daha iyi sağlar,” düşüncesine daldığımız sırada gerçekleşen bu bilişsel olgu anlamsal doygunluk olarak tanımlanıyor. Şöyle düşünelim, odaya girdik, içeride alışı...