gap başlık
izgi-otel-yeniii-2

logo

HAYATIN ŞİFRELERİ, UZLAŞAMAMAK…


HALİME AYTAÇ ERDOĞAN
halimeaytacerdogan@hotmail.com

Uzlaşmak veya uzlaşamamak. Aslında gerçekten uzlaşmayı istiyor muyuz?

Uzlaşmak Bugünlerde politikacıların en fazla kullandığı sözcüklerden biri de uzlaşma oldu galiba. Kime sorarsanız sorun uzlaşmanın iyi ve yararlı bir şey olduğunu, hatta kendisinin de uzlaşmacı birisi olduğunu savunacaktır.

Ama aslında ne kadar uzlaşabiliyoruz?

Uzlaşmayı gerçekten biliyor muyuz?

Bu soruların yanıtlarını dürüstçe vermeye kalkarsak, sanırım pek azımız olumlu yanıtlar verebilecektir.

Öncelikle uzlaşma dediğimiz şeyin ne olduğunu anlamaya çalışalım.

Uzlaşma; tarafların (iki veya daha fazla taraf) kendi çıkar ve fikirlerinden ödünler vererek tüm tarafların kabul edeceği ortak bir noktada buluşabilmeleri, anlaşabilmeleridir.

Bu anlamda uzlaşacak taraflar kendisi ve karşısındakinin bulunduğu noktadan farklı üçüncü bir nokta (uzlaşma noktası) oluşturmak durumundadırlar.

Bu tanımlamalara bakınca pek de zor değil gibi görünebilir.

Teorik olarak öyle ama pratikte işler zorlaşıyor.

Çünkü uzlaşacak tarafların kişilik özelliklerinin nasıl olduğu (katı yada esnek), ellerindeki kozların neler olduğu (biri diğerinden daha güçlü konumda olabilir), uzlaşma kültürüne yaşamında ne kadar aşina olduğu (geldiği aile içinde uzlaşma kavramının olup olmaması) gibi faktörler devreye girmektedir.

Konu bu bakımdan ele alındığında daha katı bir kişilik yapısına sahip olan, daha güçlü konumda olan ve uzlaşmayı kendi aile yaşantısı içinde göremeyen ve içselleştirememiş olan kişiler uzlaşmakta zorlanıyorlar veya uzlaşmaya yanaşmıyorlar.

Uzlaşmaya çalıştıklarında da bunu başkalarının kendi istedikleri yönde ve kendi çıkarlarına uygun adımlar atması olarak algılıyorlar.

Belki çok küçük ve göstermelik ödünler vermeye razı olup, daha çok karşı tarafın ödün vermesini bekliyorlar.

Tabi ki bu durumda bir uzlaşmadan söz edilemez.

İki taraf da görece eşdeğer ödünler vermiş olmalı ve kendi çıkış noktalarından eşdeğer mesafede bir üçüncü noktaya varmış olmalılar.

Sonuç olarak içinde olduğumuz toplumun kültürel örüntüsü burada çok önemli.

Eğer en küçük toplumsal birim olan aile içinde anlaşmazlıklar, çatışmalar olduğunda aile bireyleri (yetişkin veya çocuk olsun, erkek veya kadın olsun) daha güçlü konumda olmalarına bakmadan diğeriyle uzlaşma konusunda yeterli ve gerçekçi bir çaba gösteriyorsa ve çatışmalar bu uzlaşmalarla çözümlenebiliyorsa, bu aileden gelen birey toplum içinde ve sosyal ilişkilerinde de bu uzlaşmacı tutumları gösterebilecektir.

Ama bizim toplum yapımız henüz yeterli düzeyde uzlaşmacı bireyler üretemiyor.

Bunu değiştirmek için çaba göstermek belki de hepimizin görevi.

Politikacılar da nihayetinde bu toplumun üyeleri ve uzlaşma konusunda çoğu kez gerçekçi ve içten olamıyorlar.

Ancak tabi onların ülkeyi yönetme sorumlulukları açısından bakarsak uzlaşma kavramını içselleştirememiş olsalar bile bu konuda daha fazla çaba göstermek zorundalar.

Ama yine de vurgulamak istiyorum ki, uzlaşma sadece başkalarından beklediğimiz bir davranış biçimi olmamalı, hepimiz birey olarak sorumluluk almalı ve kendi alanımızda uzlaşmacı tutumları göstermeye çalışmalıyız.

Böylece daha sağlıklı bireyler ve daha huzurlu bir toplum olabiliriz.

Umuyorum.

Share
881 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • BATMAN DEPREM’E HAZIRLIKLI MI?

    27 Ocak 2020 Yazar Makaleleri

    Her gün dünyanın herhangi bir yerinde farklı ölçeklerde depremler olmakta ve bu depremler bireyleri, aileleri ve toplumları olumsuz yönde etkilemekte, insanların yaşam kalitesini ise tehdit etmektedir. Doğal afet türleri içinde olan deprem, en fazla can ve mal kaybına sebep olan afet türlerinden birisidir ve dünyada gelişmiş ve gelişmekte olan tüm ülkeler için önemli bir sorun oluşturmaktadır. Batman ve çevresinin en yakın deprem geçmişine baktığımızda 2013 ve 2014 yıllarında Beşiri ilçemizde meydana gelen ve ölçek aralıkları artan bir şi...
  • 20 Saniyelik ÖLÜM…

    25 Ocak 2020 Yazar Makaleleri

    Dün akşam merkez üssü Elazığ / Sivrice’de meydana gelen 6,8 şiddetindeki deprem birçok ilde olduğu gibi ilimizde de çok ciddi bir şekilde hissedildi. Yaklaşık 15-20 saniye süren bu deprem, sanırım birçoğumuzu ölüm korkusuna sevk etmiş, bu kısacık süre zarfında hayatımız bir film şeridi gibi önümüzden geçmiştir. Ve bu deprem bir kez daha bize gösterdi ki ne malın, ne mülkün, ne paranın, ne makamın, nede aracın hiçbir anlamı ve öneminin olmadığını… O anda düşünülen tek bir şey var, o da; aileniz ve canınız… Gerçekten de yaşadığımız coğrafya ...
  • BİR MÜDÜR GEÇTİ ÜLKEDEN

    24 Ocak 2020 Yazar Makaleleri

    Ali Gaffar Okkan, Diyarbakır'ların deyimi ile Gaffar Baba. 1997 Yılında atandığı Diyarbakırda, menfur bir saldırı sonucu Şehid olduğu 2001 yılına kadar çok derin izler bırakmış ve devlet görevlileri ile millet arasındaki kalın duvarları yıkmış Sakarya'lı bir insandı. O güne kadar alışılmış tipte bir Emniyet Müdürü değildi farklıydı halkın içinde, sürekli yanındaydı. O dönemde bunu yapmak büyük cesaret, büyük fedakârlıktı. Diyarbakırspora en az bir Diyarbakırlı kadar sahip çıkıyor her maçında en ön safta ki yerini alıyordu ve maç sonunda sah...
  • HASANKEYFLİLERİN SORUNUNU MÜŞFİK DEVLETİMİZ ÇÖZMELİ…

    21 Ocak 2020 Yazar Makaleleri

    2020 Şubat ayından itibaren enerji üretimine start vermesi beklenen ve ülkemizin vizyon projesi olan Ilısu Barajı, Bölgemizin makus talihini değiştirmeye yönelik çok önemli bir projedir. Bu proje kapsamında binlerce yıl boyunca birçok uygarlığa ev sahipliği yapan Hasankeyf’in tarihi dokusu büyük bir hassasiyetle korunmuş ve taşınmış, Buna ilaveten yeni Hasankeyf’in yerleşim yeri, alt yapısı, viyadükleri ve bağlantı köprüleri tamamlanarak, hazırlanan yeni yaşam alanları halkın hizmetine sunulmuştur. Ülke ekonomisine yıllık iki milyar lira ...