gap başlık

logo

HAYATI HİSSETMEK…


HALİME AYTAÇ ERDOĞAN
halimeaytacerdogan@hotmail.com

Günümüzde pek çoğumuzun hayatı koşuşturma ve mücadele ile devam etmekte, hayatımızın amacı ya da anlamı mutlu olmaktan çok uzaklarda, kendimize yaşadığımız çağın bize dayattığı maddi hedefler belirlemişiz ve pek çoğumuz o maddi hedefler için yaşamakta ve onlar için çalışmaktayız.

Acaba hiç hayatımızı, yaşadıklarımızı, hedeflerimizi, gözden geçiriyor muyuz?

Kendimize hedef diye adlandırdığımız şeyleri hiç sorguluyor muyuz ve bu hedeflerimize ulaşınca.

Örneğin; birkaç yıldır hayalini kurduğumuz arabayı alınca, neler hissediyoruz? Bizim kaç gün mutlu hissetmemize yetiyor?

Anlatmaya çalıştığım, tüm bu hedeflerimizin peşinde koşarken aslında hayatı ıskalıyoruz.

Hayat bir şekilde avuçlarımızdan kayıp gidiyor. Böyle anlamsızca, hiç kendimizi sorgulamadan yaşanan bir hayatın ikinci bölümünde yani emeklilikte bizi ciddi bir orta yaş krizi ve yanında da ağır bir depresyon beklemektedir. Emekli olup, iş hayatından uzaklaşınca ve kendimizle ve yaşadığımız yıllarla baş başa kaldığımızda, cevaplamamız gereken bir sürü soru ortaya çıkıyor.

Hayal edin ki 60 yaşında emekli oldunuz, maddi hiçbir sıkıntınız yok, hayatınız ve geleceğiniz maddi anlamda güvencede ama bu güvencenin yanında, sizden yıllar önce uzaklaşmış ve artık kim olduğunu ve size karşı ne hissettiğini bile bilmediğiniz bir eşiniz, hiçbir zaman duygusal anlamda doyurucu bir ilişki içinde olamadığınız ve artık evden ayrılmış olan çocuklarınız.

Böyle bir tablo içinde sizi bekleyen şey, kendi kendinize soracağınız ve cevaplayamayacağınız ağır sorular.

Ben ne yaptım? Nasıl bir hayat yaşadım? Yaşadığım 60 yılda mutlu muydum?

Bu tipik orta yaş krizinde sizi bekleyen şey duygusal anlamda yalnızlık ve pişmanlıktır.

Hissettiğimiz pişmanlık duygusu ise, yaşayamadığımız, hep ertelediğimiz hayatın ve anıların bize hissettirdikleridir. Bizler pişmanlığı daha çok yaşanmamışlıklarda yaşarız.

İnsanlar, yaşadığım yada yaptığım hiçbir şeyden pişman değilim, iyi ki yaşadım bunları derler.

Ama ya yaşamadıkları yada erteledikleri?

Esas bizi kederlendiren yaşayamadığımız, görmezden geldiklerimizin bize yaşattığı sorumluluk duygusudur.

Bizler, yani insanoğlu, hayatının bir başı ve sonu (doğum ve ölüm) olduğunu bilen şanslı canlılardanız, bunu bilmek bizi daima kaygılandırır.

Yaşamamızın anlamlı olup olmadığını daima sorgularız. Çünkü dünya sadece bizim onu oluşturduğumuz biçimiyle anlam taşır. Kendimize yarattığımız bu dünyada, kendi yaşamımızdan ancak biz sorumluyuz.

Hayatına birtakım anlamlar yükleyen ve değerler atfeden sadece bizleriz. Biz ne kadar mutlu isek dünyada bizim için o derecede anlamlı hale geliyor. Yaşadığımız günden ve aldığımız nefesten keyif alıyoruz.

Hiç sabahları odanızın camını açıp, sabahın serin havasını içinize çeker misiniz? Geçtiğiniz yada yürüdüğünüz yollarda, etrafınızdaki güzelliklerin farkımda mısınız? Acaba hayatınızın yada yaşadığınızın farkında mısınız?

En önemlisi mutlu musunuz? Bir gün öleceğini bilen varlıklar olarak, gereksiz oyalanmalarla, önemsiz kaygılarla bunalmış hayatlarımızı zenginleştirmek ve daha anlamlı kılmak tamamen bizim elimizde..

Unutmayın ki, kötü bir yaşam, kötü bir ölüm getirir.

Hayatınızın yönünü mutluluğa doğru çevirebilmek için işe sağduyunuzu dinlemekle başlayabilirsiniz. Sağduyunuzu dinlemeyi öğrenmelisiniz. O size doğru yolu mutlaka gösterecektir.

Duygusal durumunuzun farkında olmak, ne yaşadığını biliyor olmak bile bir başlangıçtır, değişim için bir adımdır. “Hayat monoton ve ben mutsuzum” durumundan çıkıp, mutsuzluğumuzun gerçek ve objektif sebeblerini bilmek, kendi hayatımız üstündeki egemenlik hissini artıracaktır. Günün, hayatın, olayların getirdiğini yaşamaktansa, kendi hayatımıza egemen olmak, bu geminin kaptan koltuğuna oturmak ve “rotamız neresi” diye sormak değişim yada gelişim için çok çok güzel bir başlangıçtır. Hayata karşı çözümsüz kaldığımız durum ve olaylarda, problemin gerçekte ne olduğunu bilmek çözüme doğru atılan bir adımdır. Çevremizde çok sık rastladığımız “mutsuzum” diyen insanların pek çoğunun, esas problemlerini ve problemi oluşturan koşulları, problemin temelini bilmediklerinden emin olun. Bizler önümüze çıkan sorunlarda, sorun odaklı yaşamayı seven insanlarız. Sorunumuzu tesbit edip, çözüp yolumuza devam etmektense, orda takılıp kalmaya ve sorunu gözümüzde daha da büyütüp içinde boğulmaya daha meyilliyiz.

Bazı insanlar ise yaşadıklarından acı çekmeye ve bu acıyı daha büyütmeye ve acıyla kendilerini narkotiğe etmeye daha yatkınlar.

Bu tarz insanların psikolojik yardım almadan bakış açılarını değiştirmeleri oldukça zordur.

Ama eğer ki yaşadığınız acının bir anlamı ve sebebi varsa, bu acısı ve depresif hali yaşamak en doğalıdır. Anlamı olan acıları aşmak daha kolaydır.

Bir kez geldiğimiz ve bir gün gideceğimizi bildiğimiz şu yaşam yolculuğumuzda, yaşadığımızın farkında olmak, her anını bilerek ve isteyerek yaşamak, yaşadığımız anlardan keyif almak, hayatı anlamlı ve keyifli hale getirmek sadece bizim seçimimizden ibaret.

Aldığımız nefes, içtiğimiz bir yudum su için şükretmekle işe başlayabiliriz.

Bu yaşamın bize değerli bir armağan olduğunu unutmayalım. Bize hediye edilen ve özenli koruduğumuz değerli armağanlarımız vardır ya hayatımızı da öyle değerli kılalım ve koruyalım.

Hayatı hissedelim..

Hayatımızda sorunlar olması kaçınılmaz ama o sorunlarla mücadele gücü ve sorunların çözümleri sadece sizin içinizde. Geçmişimizle ve kendimizle barışmanın yollarını arayalım. Çünkü kendisiyle barışık olmayan bir kimsenin çevresiyle ve hayatıyla barışık olması da oldukça zordur. Çözemediğiniz sorunlarınız için bir uzmandan yardım almaktan çekinmeyin. Göreceksiniz ki çözümler çok yakınınızda hatta sizin içinizde, size gerekli olan sadece birinin dostça uzanan profesyonel yardım eli.

Mutluluğu içinizde hissetmediğiniz sürece, onun yüzünüze ve hayatınıza yansıması mümkün değildir. Hayatınızı değiştirmek için bir adım atın, bir yerlerden başlayın.

Ve unutmayın ki “Yaşam ısmarlanamaz”

Share
5085 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • BATMAN DİJİTAL KÜTÜPHANEDE OKUSUN…

    06 Temmuz 2020 Yazar Makaleleri

    Öyle sıra dışı bir dönemden geçiyoruz ki belki de yaşadığımız bu asırda en zor seneyi yaşıyoruz. Salgın sebebiyle pek çoğumuzun evine kapandığı bir dönemde bazı insanlar temel yaşam ihtiyaçlarına ulaşmakta bir hayli zorluk yaşadılar. Ancak, toplumsal dayanışma organizasyonları tarafından yapılan kampanyalarla çok güzel yardımlaşma örneklerine şahit olduk. İnsanlar hayatlarını sürdürebilmek için nasıl birtakım temel ihtiyaçlara gereksinim duyuyor iseler, kitap okumayı ve hayatın her aşamasında öğrenmeyi de en temel ihtiyaçları arasına koymal...
  • PETROLSPORU HER SEFERİNDE KORONA VİRÜS MÜ KURTARACAK?

    06 Temmuz 2020 Yazar Makaleleri

    Sosyetik ismi kovid-19 olan, bizim korona virüs diye bildiğimiz illetin gölgesinde geçen bilmem kaçıncı günden herkese merhaba. Yeni normal denen süreci bitirip normal olan normalde buluşmayı temenni ederek yazıma başlamak istiyorum. Çalışmak zorunda olanlar dışında herkesin eve kapandığı bir süreçten geçiyoruz ve hala tam olarak normal yaşantımıza dönebilmiş değiliz. Birazda korona virüs ile geçirdiğimiz günlerin bize kattıklarından, faydalarından bahsetmek istiyorum, hastalık bu faydası olur mu demeyin. Normal günlerimizin ne büyük nime...
  • MECLİS’TE ZİYARETÇİ YASAĞI 31 TEMMUZ’A KADAR UZATILDI

    03 Temmuz 2020 Siyaset, Tüm Manşetler, Yazar Makaleleri, Yerel Haber

    Koronavirüs önlemleri nedeniyle 31 Temmuz'a kadar TBMM'ye ziyaretçi alınmayacak. Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) yerleşkesine, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) önlemleri kapsamında getirilen ziyaretçi yasağının, 31 Temmuz'a kadar uzatıldığı açıklandı. 1-31 TEMMUZ ARASI GEÇERLİ OLACAK Meclis Başkanlığından yapılan bilgilendirmeye göre, TBMM yerleşkesi ve eklentilerine 1-31 Temmuz 2020 tarihlerinde ziyaretçi kabul edilmeyecek. GRUP TOPLANTILARI YAPILMAYA DEVAM EDİLECEK Koronavirüs salgını nedeniyle 45 gün ara veren Meclis çalışmaları 2 ...
  • ÇOCUKLARA NASIL KURALLAR KOYMALIYIZ?

    29 Haziran 2020 Yazar Makaleleri

    Sıkça sorunlardan birisi de"çocuklarımıza nasıl kurallar koymalıyız?" Kurallar çocuğun sağlıklı gelişimi için gereklidir. Kurallar, çocuğa sorumluluk kazandırdığı gibi onu güvende de tutar. Kural koymak çocuk gelişimi için son derece önemli olduğundan, dikkatle ele alınması gereken bir konudur. Kural koymak çocuğun kendisinin ve başkalarının sınırlarını tanıması açısından da önemlidir: Örneğin, ağabeyi veya ablası ders çalışırken odasına girip rahatsız etmemek başkasının sınırına uyduğunu gösterir. Kurallar aynı zamanda çocuğu güvende tutmaktad...