gap başlık

logo

ANLAMSAL DOLGUNLUK..


HALİME AYTAÇ ERDOĞAN
halimeaytacerdogan@hotmail.com

Bir şeyi kırk kez söylediğimizde dilediğimiz o şey gerçekten de olur mu? Bizi koşullu şartlanmaya götüren kişisel telkinimiz bir yana dursun, bir kavrama sürekli odaklandığımızda o kavramın anlamını anlık olarak yitirmemiz olası. Bir şeyi kırk kez söylediğimizde, bilgisayarda yazı yazarken bir sözcüğe uzun süreli takılıp kaldığımızda ya da “burada şu sözcük kullanılsa anlam bütünlüğünü daha iyi sağlar,” düşüncesine daldığımız sırada gerçekleşen bu bilişsel olgu anlamsal doygunluk olarak tanımlanıyor. Şöyle düşünelim, odaya girdik, içeride alışılmadık bir koku var, bir süre sonra bu ortam kokusuna alışırız ve hatta içeriye bizden daha sonra giren, yine aynı kokudan bahseden/şikâyetçi olan biri ile aynı duyuyu o an hissetmeyiz.

Yazının devamı, anlamsal doygunluk kavramının tarihsel gelişimini ve bu gelişim sürecinde anlamsal doygunluğun boyutunu ölçmek için kullanılan yöntemleri içeriyor..

Temel olarak, sözcüğün tekrarlanması ya da üzerinde odaklanılması durumunda anlamını geçici süreliğine kaybetmesi olarak tanımlanan anlamsal doygunluk kavramını ilk olarak Edward Tichener 1915’te tanımlıyor [1]. Kavram üzerine ilk ciddi yaklaşım ise M.F. Basset ve C.J. Warne tarafından 1919’da ad soylu tek heceli sözcüklerin tekrarlanması sonucunda anlamlarını kaybetmeleri ile getiriliyor [2]. 1920-1950 yılları arasında yapılan çalışmalara ve getirilen betimlemelere bakıldığında ise, bilişsel sistemin sözcük çağırma aşamasında zorlandığını ve bunun sonucunda sözcüklerin anlamlarını kaybettiğini görüyoruz. Temelde gerçekleşen süreç, beyindeki sinir sisteminin uyarılmış tekrarlar ile yorulması olarak düşünülebilir.

Yazının girişindeki koku örneğinde de benzer durumun gerçekleştiğini düşünebiliriz. Burnumuzdaki koku alıcılarının bir süre sonra beyne bu sinyalleri göndermemesi, yani duyusal adaptasyonu gerçekleştirmesi gibi sözcüklerin anlamlarının da benzer durumda olabileceği benzetmesiyle açıklanabilir.

Böyle bir süreç betimlemesiyle karşılaştığımızda ilk akla gelebilecek sorulardan biri de sözcüğe ait hangi anlamları kaybettiğimizdir. Yani, tekrarlama sonucunda sözcüklerin birinci anlamları mı yoksa yan anlamları mı kaybediliyor? Yoksa çağrışımsal anlamlar da bu kaybın kapsamında mı bulunuyor? 20. yüzyılın ikinci yarısında yapılan çalışmalar bu soruya yanıt aradı. Yine, bu da beraberinde anlamsal doygunluğu belirlemek ve ölçmek için farklı yöntemler getirdi.

Öncü çalışmalardan biri olarak gösterilen, Wallace Lambert ve Leon Jakobovits tarafından yapılan ve anlamsal doygunluğu ölçmek için geliştirilen bir yöntemi içeren çalışmada şöyle bir temel bulgu veriliyor: Bir sözcüğün 15 saniye boyunca saniyede iki-üç kez tekrarlanması, sözcüklerin bilişimizde yer ettiği uzamı zorluyor ve anlam bu uzamın biraz dışına çıkıyor.

Anlamın bu ‘sözcük çemberi’nin dışına çıkması ilk kaybedilen anlamın sözcük çağrışımları olduğunu ortaya koyuyor [3]. Yani, sözcüğü tekrarladığımızda ya da bir sözcüğe uzun süre baktığımızda, sözcük çerçevesinde kişisel deneyimlerimizle kurguladığımız çağrışımlar birer birer yok oluyor. Sürenin biraz da uzaması ise sözcüğün asıl anlamını kısa süreliğine kaybetmemize neden oluyor. Bahsi geçen 15 saniyelik süreyi takip eden sessizlik periyodunun ya da farklı sözcüğe odaklanmanın ise herhangi bir etkisinin olmadığı, bir başka deyişle, anlık yitirilen sözcüklerin anlamlarının geri getirilemediği belirtiliyor.

Yukarıdaki çağrışımsal anlamın ilk kaybedilen olması çerçevesinde verilen açıklama bu bağlamda desteklenebilir boyutta. Biliyoruz ki sözcüğün birinci anlamının olumlu ya da olumsuz olması, onun çağrışımsal/yan anlamlarını da olumlu/olumsuz biçimde kurgulamamızı sağlar. Sözcükleri ve onun yan anlamlarını merkezden uzaklaştıkça anlamı değişen ‘sözcük grubu’ olarak düşünebiliriz. Böyle bir durumda ise anlam kaybı, sonradan eklenen çağrışımlardan başlıyor, süre uzadıkça merkezdeki temel anlama kadar uzanıyor.

Bununla birlikte, sözcüğe dair anlamları kurguladığımız ağ, dilsel üretimin gerçekleştiği çevre olarak tanımlanabilecek bağlamla ilişkilidir. Anlamsal doygunluğu en sık yaşadığımız durumlardan biri üzerinden bunu örnekleyelim. Bilgisayar başında MS Word gibi bir sözcük işlemcide yazı yazarken ya da bir grafik düzenleme yazılımında görsel tasarlerken o anlık gündemimizde bulunan sözcüğe biraz fazla odaklandığımızda, sözcüğün içinde bulunduğu bağlamın aşamalı olarak eridiği söyleniyor. Bu durumda paragraftan başlayarak sözcüğü oluşturan sese doğru anlamsızlaştırma dönemi gerçekleştirdiğimiz belirtilmekte. Bu sırada anlam kaybına yol açan süreç, sözcüğe aşırı odaklanmamız ve onu bağlamından çıkarmamız oluyor. Yani daha ayrıntılı bakarsak, tümceye yerleştirmeye çalıştığımız sözcüğü yoğun bir şekilde tekrar ediyoruz, eş ve yakın anlamlı sözcükleri kendi ussal sözlüğümüzde tararken sürekli bu sözcüğü çıkış noktası yapıyoruz. Sözcüğü çıkış noktası yapmamıza rağmen eş ve yakın anlamlı sözcüğe erişemediğimiz durumda ise kafamızın içerisinde art arda gerçekleşen seslerle karşı karşıya kalıyoruz. Bu ses akışı da sözcük anlamı ve onu oluşturan sesler arasındaki bağı koparıyor. Bu süreçte gerçekleşen anlam kopması tümceden sözcüğe, sözcükten seslere doğru sıralanıyor .

[4].Yazının buraya kadarki bölümünde değinilen çalışmalar, anlamsal doygunluk kavramına dair temel bilgi birikimini oluşturuyor. Bugün yapılan çalışmalara baktığımızda ise farklı disiplinlerden gelen yöntembilimsel katkıları görüyoruz. Bu katkılar, anlamsal doygunluğun yanına farklı bir dinamiği yerleştiren ve karşılaşılan bu anlam yitirilmesi durumunu yeni değişkenlerle ölçmeyi amaçlayan çalışmalardan geliyor. Haliyle günümüz çalışmalarının, ilgili çalışmaları anlamsal doygunluğun ölçümü konusunda eleştirdiklerini görmek mümkün. Yöntembilimsel katkılarla ilgili olarak ve bu yazının odağını dağıtmamak adına yazının altındaki notlar bölümünde günümüzde yapılan anlamsal doygunluk merkezli çalışmaların temel araştırma sorularını vereceğim. Okurlar bu araştırma soruları üzerinden ileri okumaları gerçekleştirebilirler..

Share
2003 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • HAYATI HİSSETMEK…

    01 Haziran 2020 Yazar Makaleleri

    Günümüzde pek çoğumuzun hayatı koşuşturma ve mücadele ile devam etmekte, hayatımızın amacı ya da anlamı mutlu olmaktan çok uzaklarda, kendimize yaşadığımız çağın bize dayattığı maddi hedefler belirlemişiz ve pek çoğumuz o maddi hedefler için yaşamakta ve onlar için çalışmaktayız. Acaba hiç hayatımızı, yaşadıklarımızı, hedeflerimizi, gözden geçiriyor muyuz? Kendimize hedef diye adlandırdığımız şeyleri hiç sorguluyor muyuz ve bu hedeflerimize ulaşınca. Örneğin; birkaç yıldır hayalini kurduğumuz arabayı alınca, neler hissediyoruz? Bizim k...
  • CORONANIN BAYRAM MESAJI;“BARIŞ, KARDEŞLİK VE DOSTLUK İÇERİSİNDE YAŞAYIN YOKSA…”

    22 Mayıs 2020 Yazar Makaleleri

    Mübarek ramazan bayramını maalesef buruk bir şekilde kutlayacağız… 7’den 70’e hiçbirimizin yaşamadığı bir bayramı bu yıl ilk kez yaşayacağız. Sevdiklerimizden ayrı, Ev ziyaretlerinin olmadığı, El öpmeleri olmayacak çocukların… Büyükler birbirleriyle kucaklaşmayacaklar... Gelen misafirler şeker, lokum, kahve, tatlı ikram edemeyeceğiz… Çocuklarımıza bayram harçlıkları veremeyecek, birlikte selfi fotoğrafları çekemeyeceğiz… Gerçekten de bunları yazdıkça ve düşündükçe hepimiz için bu bayramın ne kadar da çok zor geçeceğini v...
  • KORANA GÜNLERİNDE BİR BAYRAM…

    20 Mayıs 2020 Yazar Makaleleri

    Hızla bulaşma riski dolayısıyla hayatımızı derinden etkileyen korona virüsü, Ramazan ayında ibadetlerimizi evimizde yapmamıza ve ailemizle daha fazla zaman geçirmemize vesile oldu. Bulaşın yayılımını engellemek için tedbirlerden ödün vermeden geçirmeye çalıştığımız bu kutsal ayda, davranışlarımıza ve hayat tarzımıza dikkat ederek enfekte olmaktan ve enfekte etmekten uzak durmaya özen gösterdik. Virüsün etkisi bitinceye kadar yine hep birlikte özen göstermeye devam edeceğiz. Kısacası bu Ramazan ayını ciddi tedbirlerle geçirerek dünyanın bi...
  • KORONA GÜNLERİNDE ÇOCUKLARLA SAĞLIKLI İLETİŞİM…

    17 Mayıs 2020 Yazar Makaleleri

    Çok değerli Batman GAP Gazetesi okurları… İlimizin ve ülkemizin en çok okunan gazeteleri arasında yer alan GAP Gazetesinde, bundan böyle kendi alanımla ilgili sizleri bilgilendirmeye çalışacağım. Bana bu imkanı sağlayarak siz değerli okurlarımızla buluşturduğu için gazetemizin genel yayın yönetmeni Sayın Mansur Obut’a teşekkürlerimi sunuyorum. Kısaca kendimi tanıtmam gerekirse;  aslen Ankaralıyım, Ankara’da 2012 yılından 2017 yılına kadar büyük bir anaokulu ve yerel bir kolejde okulöncesi öğretmeni olarak görev yaptım. Ankara’da bul...