gap başlık
izgi-otel-yeniii-2

logo

ANALARI KİM AĞLATIYOR?


İhsan Pınar
ihsan@batmangapgazetesi.com

Suriye’ye yapılacak bir operasyondan önce yazmayı düşündüğüm bu yazıyı, içinde bulunduğum şartların verdiği yorgunluk ve biraz da tembellikten olacak ki ancak kaleme alabildim.

Evet, anaları kim ağlatıyor?

Herkes “Analar ağlamasın” diyor” ama hiç kimse, anaların ağlatılmasında kendilerinin veya desteklediklerinin ne kadar payı olduğunu hiç sorgulamıyor. İlginçtir ki en çok da “Analar ağlamasın” diyen bazıları, en çok anaları ağlatmaktadırlar.

Ayrıştırıcı ve kavgacı dil kullanan siyasilerin, Anaların ağlatılmasında büyük payları var. Silahlı Örgütlerin sermayesi ise zaten kan ve gözyaşından oluşmaktadır. Ayrıştırma ve çatışmalardan beslenen Stalinist ideoloji kan ve gözyaşlarına sebep olduğu gibi, bu ideolojiyi destekleyenler de anaların ağlatılmasına sebep olmaktadırlar. Ve ne yazık ki, anne ve babalarının sözünü dinlemeyen; ailesini, hayatını, akıl ve vicdanını örgütçülerin emellerine kurban eden gençlerimiz annelerini ağlatmaktadırlar. Ve elbette ki sorunları çözmek, adaleti sağlamak ve emniyeti sağlamakla grevli devlet, en büyük sorumluluk sahibidir.

Diyar-ı Bekir’de, dağa götürüldüklerini iddia ettikleri çocukları için HDP kapısında 35 gündür ağlayan anaların sayısı her gün artmaktadır. Bir annenin çocuğunu istemesinden daha tabii ve haklı hiçbir şey olamaz. Bu annelerin haklı taleplerini istismar etmek ne kadar yanlışsa, onların temiz niyetlerini sorgulamak, karalamak, levm etmek de en az o kadar yanlıştır. Haddini bilmez birilerinin “neden şimdi?” gibi laf gevezeliklerinin aksine, 2014’te de yine Diyar’ı Bekir de aynı gerekçeyle Büyük şehir Belediye kapısında bekleyen anneler,  kovulduktan sonra Ankara’ya kadar gitmişlerdi. Nitekim 16 Eylül 2014’te “BU ÇOCUKLAR SİZİN DE OLABİLİRDİ” başlığıyla bir yazı yazmıştım.

Aslında bu annelerin eylemleri, bir şey olduklarını iddia edenler için bir ‘Samimiyet Testi’ olduğu gibi; çıkmazda olan, çözüm ve çıkış yolu arayanlar ve en önemlisi de hayatımızı cehenneme çeviren bu çatışmaların bitmesini isteyenler için bir fırsattır.

“Savaşa hayır” sözünde samimi olan savaş karşıtlarının, çocuklarını kavgadan çekmek isteyen bu anneleri desteklemeleri gerekmektedir.

“Özgürlük ve Demokrasi” iddiasında bulunanların, annelerin en tabii hakları olan bu taleplerini desteklemeleri gerekir.

“Barış istiyoruz” sözünde samimi olanların, kavgaya karşı haykıran bu anneleri desteklemeleri gerekir.

“Kadın Hakları Savunucuların” annelerin bu haklı eylemini desteklemeleri gerekir.

İHD gibi kuruluşların, bu annelerin haklarını ve eylemlerini desteklemeleri, kuruluş amaçlarının gereğidir.

İnsanların 17 yaşında evlenmelerine karşı çıkanların, 13-15 yaşlarındaki çocukların savaştırılmalarına karşı çıkmaları insanlık borçlarıdır.

Bu ideoloji üzerine Belediye Başkanı, Vekil veya zengin olarak çocuklarını özel okullarda, Avrupa’da lüks bir hayat içinde yaşatanların, çocuklarını isteyen bu anneleri desteklemeleri ve kavganın durması için gayret etmeleri üzerlerine bir borçtur.

“Welatparezım, Kürt halkını seviyorum ve haklarını destekliyorum…” diyenlerin, Kürt halkına çok pahalıya mal olan; birliği ve Özgürlüğü önünde en büyük engeli teşkil eden bu şiddet ve çatışmaların bitmesi için, bu anneleri desteklemeleri gerekir.

Kan ve gözyaşlarına sebep olan bu kavgayı bitirerek, daha güçlü bir siyasi mücadele ve kendi iradeleriyle hareket etmek için HDP, kendi kapısına gelen bu fırsatı iyi değerlendirmelidir. Bu annelerin çığlıklarına ortak olarak, çocukları sonu ölüm olan dağdan ve kavgadan kurtararak yaşatmaya çalışmalıdır. PKK ve HDP, Annelerin acılarını ve taleplerini anlayarak, kavganın bitmesi için insani bir çaba içine girselerdi, belki de Suriye’ye olası operasyonun önüne geçebilirlerdi.

Ve en önemlisi büyük sorumluluğu olan Devlet ve devleti idare edenler; sorunları çözmek için mutlaka Adaleti sağlamalıdırlar. Ve bunun için de en tabii hak olan 30 milyon vatandaşının konuştuğu dili ‘Resmi Dil’ statüsüne almalıdır.

ADALET, BARIŞ VE KARDEŞLİĞİN EGEMEN OLACAĞI BİR GELECEK DİLEĞİYLE…

Share
215 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • ANADOLUDA TEK YÜREK OLMUŞ EVLATLAR…

    16 Ekim 2019 Yazar Makaleleri

    Küresel sistemin baş yapıcıları, Genelde Mezopotamya coğrafyasında özelde ise Suriye’de oluşturmaya çalıştıkları tehlikeli projelerle kendilerine kalıcı bir alan oluşturmaya çalışırken, Ülkemizi de güvenlik sorunlarıyla karşı karşıya bırakabilecek bir süreci olgunlaştırma peşindedirler. Anlaşıldığı kadarıyla küresel sistemin baş yapıcıları amaçlarının sonucuna toplumun kardeşlik bağının ve kültürel değerlerinin parçalanması ile ulaşabileceklerini öngörmüşlerdir. Yaşadığımız toprakların asli kurucuları arasında en önde yer alan ve kurtuluş...
  • BATMAN’DA SİYASİ ACEMİLİK VE BÜROKRASİ…

    10 Ekim 2019 Yazar Makaleleri

    Millete hizmet etmek üzere atanan bürokratları eleştirmemiz gerekiyorsa vicdan hukuku çerçevesine dikkat ederek ve doğruları yerine koyarak eleştirmeliyiz. Eleştiriler, insani ve ahlaki kurallar çizgisinde yapıldığında ve sınırları saygı ile örüldüğünde elbette ki toplumun istifade edebileceği genel bir davranış halini alır. Hatta eleştiriler vicdan çizgisinin istikametine uyularak sırf bir hatayı bertaraf etmek için yapılıyorsa belki de dua nispetindedir. Ancak sırf siyasilerle farklı çalışma kültürüne sahip olunduğu için ya da fikir ...
  • ANALARI KİM AĞLATIYOR?

    10 Ekim 2019 Yazar Makaleleri

    Suriye’ye yapılacak bir operasyondan önce yazmayı düşündüğüm bu yazıyı, içinde bulunduğum şartların verdiği yorgunluk ve biraz da tembellikten olacak ki ancak kaleme alabildim. Evet, anaları kim ağlatıyor? Herkes “Analar ağlamasın” diyor” ama hiç kimse, anaların ağlatılmasında kendilerinin veya desteklediklerinin ne kadar payı olduğunu hiç sorgulamıyor. İlginçtir ki en çok da “Analar ağlamasın” diyen bazıları, en çok anaları ağlatmaktadırlar. Ayrıştırıcı ve kavgacı dil kullanan siyasilerin, Anaların ağlatılmasında büyük payları var. Si...
  • ANLAMSAL DOLGUNLUK..

    08 Ekim 2019 Yazar Makaleleri

    Bir şeyi kırk kez söylediğimizde dilediğimiz o şey gerçekten de olur mu? Bizi koşullu şartlanmaya götüren kişisel telkinimiz bir yana dursun, bir kavrama sürekli odaklandığımızda o kavramın anlamını anlık olarak yitirmemiz olası. Bir şeyi kırk kez söylediğimizde, bilgisayarda yazı yazarken bir sözcüğe uzun süreli takılıp kaldığımızda ya da “burada şu sözcük kullanılsa anlam bütünlüğünü daha iyi sağlar,” düşüncesine daldığımız sırada gerçekleşen bu bilişsel olgu anlamsal doygunluk olarak tanımlanıyor. Şöyle düşünelim, odaya girdik, içeride alışı...