gap başlık
izgi-otel-yeniii-2

logo

AÇIK BİLİM – DAVRANIŞSAL EKONOMİ 2 – YEME ÇAPAYA GELMEYİN!


HALİME AYTAÇ ERDOĞAN
halimeaytacerdogan@hotmail.com

Yazı dizimin ilk yazısında iktisadın temel prensibi olan Homo economicus kavramının nasıl yıkıldığına, Kahneman ve Tversky’nin Beklenti Kuramı ve Çerçeveleme Etkisi katkılarıyla davranışsal ekonomiye giden yolu nasıl inşa ettiklerine değinmiştim. Yazı dizisi boyunca herhangi bir ürün ve hizmetin değerinin onu nasıl algıladığımızla ilgili olduğunu, ya da bir önceki yazıda verdiğim örnekle, 200 TL’nin her zaman aynı 200 TL olmadığını ortaya koymaya devam edeceğim.
İşte şimdi herhangi bir ürünün ne kadar olması gerektiğini tayin ederken onun yarattığı faydadan daha çok başka koşulları dikkate aldığımızdan, hayattaki tüketim kararlarında bizi rasyonel olmaktan uzaklaştıran, hemen hemen her gün etkisi altında kaldığımız başka tuhaflıklarımızdan bahsedeceğim.
Ucuz mu, Pahalı mı?
Bir ürünün veya hizmetin fiyatının gerçekte ne kadar olması gerektiğiyle ilgili bilgimiz spekülatiftir. Başka bir deyişle, tüketiciler olarak bir şeyin ucuz veya pahalı olmasına yönelik değerlendirmemiz gerçekçi değildir.
Biraz hatırlatmayla başlayalım: “ordinal faydacı” olan iktisatçılar, bir ürünün faydasının gerçekte ne kadar parayı hak ettiğini bilmemizin imkânsız olduğunu öne sürerler. Karar verirken kullandığımız araç muhakeme değil, mukayesedir. Bir markete gidip de bir kutu kesme şeker alacaksak sunulan alternatiflerin hangisinin ucuz ya da pahalı olduğunu ancak onları birbirleriyle karşılaştırarak anlayabiliriz.
İlla ki aynı anda bir kaç alternatifle karşılaşmak zorunda değilizdir. Hafızamız da bizim için iyi bir alternatifler kolleksiyonu sunar. Bir cafeye gidip de Türk kahvesi içeceksek, o kahvenin pahalı ya da ucuz olduğuna yönelik bilgimizin kaynağı son bir kaç kahve alışverişimizdir. Özetle neyin hangi fiyatla satılması gerektiği fikrine tüketici olarak bizlerin hiçbir katkısı yok. O ürünün üreticisi olmadıkça da maliyetleri hakkında gerçekçi bir bilgiye sahip olmamız imkansız. Başka bir deyişle ürünün bize sağlayacağı faydanın ne olduğu ve bu faydayı satın almak için katlanmamız gereken maliyetin ne olduğunu bilmemiz mümkün değil. Şu halde sıradan tüketim tercihlerimizi yaparken bile rasyonel davranmamız da pek mümkün görünmüyor değil mi?
Çapa etkisi.!
Tüketim kararlarımızı manüpile eden iki başlıca etkiden birincisi çapa etkisidir!
Çapa etkisi genel bir zaafımız, doğuştan gelen bir kusurumuzdur. Kabaca ifade edecek olursak, bir önceki eylemde algıladığımız, etkileşime girdiğimiz veya öğrendiğimiz bir sayının gelecekteki kararlarımızı etkilemesidir. Örneğin sizden Afrika’da toplamda kaç farklı dil konuşulduğunu tahmin etmenizi istesem ve 100’den fazla olduğu gibi bir ipucu versem, tahminlerinizde 100 sayısından çok uzağa gitmezsiniz. Hiçbir önkoşul bulunmamasına rağmen, doğru yanıtın verdiğim ipucundan uzak olmayacağını varsayarsınız ve bu yüzden gerçek sayı olan 2000’e ulaşmanız epey bir zaman alır. Üstelik 100’e yakın olması gerekmiş gibi şaşırırsınız da. Bu etkinin “çapa etkisi” olarak anılmasının nedeni, zihninizin size verilen ilk sayıya “çapa atıp” kalmasındandır.
Yukarıdaki örnek soyut geldiyse, çapa etkisinin gündelik hayatta sıklıkla karşılaştığımız şu bir kaç örneği oldukça açıklayıcıdır: Mahallemizdeki kahvehaneden ya da Ayşe Abla’nın mekânından 1 TL karşılığında bir fincan kahve alırken bir gün bir kahve mağazası zincirine veyahut lüks bir cafeye gideriz ve orada aynı kahveye 6 TL öderiz. İlk etapta bu bize çok pahalı gelir –hatta kanımıza bile dokunabilir-. Ancak ikinci veya üçüncü seferden sonra çapamız 1 TL’den 6 TL’ye kayar. Öyle ki bir süre sonra kahvenin 4 TL olduğu yerde “aman ne kadar ucuzmuş” yorumunu yaparız.
İlla ki okul kantini ya da kahvehanelerden süper lüks cafelere geçiş yapmanıza gerek yok; çapa etkisi kendiliğinden de gerçekleşebilir: Sınırlı bir bütçe ile küçük bir ev kiralama fikriyle yola çıkıp günler sonra büyük ve pahalı bir ev kiraladığımız zamanlarda olduğu gibi. Ev arama sürecimizde “600’ü veren 700’ü de verir” benzeri çapa değişimleri bize ilk kararımızı unutturur. Aynı şeyi ev veya otomobil satın alırken de yaşarız. Farkında olmadan sürekli olarak çapa noktamız kayar ve hatta bazen kendimizi ödeyebileceğimizden fazla bir borç yükü altına girmiş bulabiliriz.
Çapa noktasının zihnimizin doğal bir kusuru olduğunu söylemiştim. Bu yüzden çapa noktası için gereken verinin illa ki piyasadan gelmesine gerek yoktur. Drazen Prelec ve Dan Ariely tarafından MIT’deki MBA sınıfında 55 kişiyle gerçekleştirilen bir deney sıradan ve rastgele sayıların bile ne kadar kuvvetli olduğunu açıkça ortaya koymuştur. Sınıfa getirdiği bir dizi eşyayı masaya koyan Prelec, deneyin birinci safhasında herkesten vatandaşlık numarasının son iki rakamını önündeki kağıda yazmasını istemiştir. Örneğin A kişisi için bu sayı 13, B kişisi içinse 91 olsun. Daha sonra eşyaları sınıftakilere tek tek göstererek öğrencilerden bu eşyaları önlerinde yazılı fiyata satın alıp almayacaklarını düşünmelerini istemiştir.
Örneğin bir şişe şarap göstermişse, bu şarap için A kişisi 13$, B kişisiyse 91$ ödemeyi göze alıp almadığını söyleyecektir. Nitekim her biri bu söyleneni yapmıştır. Fakat deneyin ikinci safhası oldukça ilginçtir: Prelec öğrencilerden gösterdiği her bir nesneye en fazla ne kadar ödemeyi göze aldıklarını, başka bir deyişle tekliflerini sunmalarını istemiştir. Teklifleri toplayan Ariely, verileri analiz ettiğinde ilginç bir gerçekle karşılaşmıştır: Öğrenciler tekliflerini sunarken, vatandaşlık numaralarının son iki hanesinin etkisinden kurtulamamışlardır. Vatandaşlık numaralarının son iki hanesi 01 ila 20 arasında olanlar en düşük teklifleri, 80 ila 99 arasında olanlar ise en yüksek teklifleri vermiştir. Demek ki aklımıza bir kez sokup da bir ürünle ilişkilendirdiysek vatandaşlık numaramız bile çapa etkisi yaratmaya muktedirdir.
Çapa etkisi ucuz veya pahalı algımızın başkaları ya da bizzat kendimizce nasıl kolayca manüpile edilebildiğini gösteriyor.!
Fakat ikinci sistemle düşünmek de alışkanlık haline getirilebilir. Eğer kamerası olup olmamasından bağımsız olarak A marka ve B marka bilgisayarları doğru dürüst karşılaştırıp, iyice düşünerek karar veriyorsanız, hedeflediğiniz bütçeden sapmadan ev kiralayabiliyor ya da araba satın alabiliyorsanız, fiyatı değil de hijyeni, kaliteyi veya alışkanlıklarınızı dikkate alıyorsanız, pek öyle yeme çapaya gelmiyorsunuz demektir.!
Kendinizle gurur duyabilirsiniz..

Share
289 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • TEMEL AYCA GİBİ BAŞARILI BÜROKRATLAR ÇOĞALMALI…

    22 Mart 2019 Yazar Makaleleri

    Ülkemizin temel sorunlarından biri de maalesef bürokrasi ve bürokratik engellerdir… Kimi idareciler bu sorunu en kısa sürede aşmak için sorumluluk üstlenerek bağlı bulundukları kurumu en iyi şekilde yönetir ve halkın sorunlarına çözüm bulur. Ancak üzülerek ifade etmek isterim ki, bu sorumluluğu alacak ve halkın sorunlarını kısa sürede giderecek bürokrat sayımız da çok az… Bugün sizlere hepimizin yakından tanıdığı ve sevdiği bir bürokrattan söz edeceğim. Hasankeyf eski kaymakamı Temel Ayca… 2013-2015 tarihleri arasında Hasankeyf kaym...
  • FUTBOLUN DOĞRULARI

    21 Mart 2019 Tüm Manşetler, Yazar Makaleleri, Yerel Haber

      Futbolun doğrular ne kadar çok bir araya gelebilirse başarıda o derece gelir. Mesela; Doğru Başkan Doğru yönetim Doğru Teknik adamlar Doğru oyuncu transferleri Doğru para yönetimi Doğru taraftar Doğru spor basını Ve şehrin tüm dinamikleri bir araya geldiğinde büyük bir sinerji meydana gelir ve dolayısıyla başarı kaçınılmaz olur.   EGO VE SOSYETE FUTBOL   Sizce kulüp Başkanları, yöneticiler, teknik adam ve oyuncularımız sosyete sınıfına giriyor mu ? Bence evet… Çok büyük bir EGO’y...
  • TÜRKİYE’DE FUTBOL KULÜP BAŞKANLARI VE YÖNETİCİLER

    14 Mart 2019 Tüm Manşetler, Yazar Makaleleri, Yerel Haber

    Görevlerini doğru yapan Başkan ve yöneticileri tenzih ederek yazıma başlamak istiyorum. Eskiden bir yerde futbol başarısı ortaya çıkmadığında; o yerin yetkilileri ve taraftarları mali yönden durumu iyi olan, güvenilen ve görevi layığıyla yapabileceğine inandıkları bir kişiye giderler, kulüp başkanlığı görevi için rica ederler, ikna etmeye çalışır ve göreve talip olmasını isterlerdi. O kişi de ricada bulunup gelenleri kırmaz, çağrılara duyarsız kalmaz ve sorumluluk üstlenerek görevi kabul ederdi. Yani görev ayağa giderdi kişi ihtiyaç olmada...
  • ALİ BABANIN ÇİFTLİĞİ TFF…

    07 Mart 2019 Tüm Manşetler, Yazar Makaleleri, Yerel Haber

    Bu haftaki yazımızda TÜRKİYE FUTBOL FEDERASYON’unun denetim fonksiyonunu biraz işleyelim.   Futbolumuzla ilgili eskiden beri söylediğim ve savunduğum en önemli konu, futbolumuzun en büyük probleminin iyi YÖNETİLEMEMESİ ve YÖNETİMSEL yetersizliklerin olduğudur. Bununla bağlantılı olarak diğer önemli bir husus da kanımca her alanda olduğu gibi DENETİM sorunudur. Çünkü ülkemizde işler maalesef eş, dost, ahbap, çavuş ilişkileriyle işler ve kurallar daime ikinci planda kalır. Türkiye Futbol Federasyonunun denetim ile ilgili gö...